Bize Ulaşın   Site Haritasi Anasayfam yap    Sık Kullanılanlara Ekle   16 Mayıs 2008 Cuma 
Untitled Document
  Hava Durumu
ANKARA
ANKARA
ANKARA
ANKARA
ANKARA
 Çok Okunanlar
 G.Saray dan Vatan a resmî yalanlama  MP3 dinleyenler dikkat!
 Sivasspor - Galatasaray MAÇ SONU
 Günaydın bakın kimin adamı çıktı?
 AKLA HAYALE GELMEYECEK SORUNLARA YOL AÇABİLİR
 Var Mısın Yok Musun?
 Kurtlar Vadisi Pusu 38 Bölüm
 Hormonsuz gıda nasıl anlaşılır?
 4 ajan Diyarbakır da suçüstü yakalandı
 Kene tehlikesini bitirecek tek hayvan
 SMS tutkunlarına müjde!
 Çok Yorumlananlar
 Kene tehlikesini bitirecek tek hayvan  Giderayak üstü kapalı sert mesajlar
 VE KUPANIN SAHİBİ KAYSERİSPOR
 SMS tutkunlarına müjde!
 MP3 dinleyenler dikkat!
 Hormonsuz gıda nasıl anlaşılır?
 G.Saray dan Vatan a resmî yalanlama
 Sivasspor - Galatasaray MAÇ SONU
 Günaydın bakın kimin adamı çıktı?
 4 ajan Diyarbakır da suçüstü yakalandı
 ATTIĞINI VURAN MÜDÜR
OĞLUM ATEİST ÖLDÜ, DAHA ÖNCE NEREDEYDİNİZ?
Sızıntı 30 yaşında... Zaman zaman burukluklar yaşansa da kâinat kitabını ‘esma’ nazarıyla okutma hedefinden hiç geri kalmadı.
Hepsinden önemlisi; milyonların ona verdiği emek asla unutulmadı, unutulmamalı da!..





‘Sizlere ne kadar dua etsem azdır; sayenizde ailemle kulluğun
zirvelerini bulduk. Ancak aynı ölçüde kızıyorum. Niye, büyük oğlum
ateist ölmeden önce bize ulaşmadınız?...’ Şubat 1979’da yayın hayatına
merhaba diyen Sızıntı’ya gelen okur mektuplarından biri böyle
sesleniyordu. Asker emeklisi babanın feryadını okuyan Fethullah Gülen
Hocaefendi hıçkırıklara boğuluyor. O hâliyle arkadaşlarına dönüp
“İmanın hangi kalbe, ne zaman gireceği belli değil.” diyebiliyor sadece…



Eylül rüzgârlarına, Şubat soğuklarına aldırmadan hakikat seyrine devam
ediyor, Sızıntı. Mütevazı ruhların gayretiyle Meksika’dan Endonezya’ya
kadar dünyanın dört bir yanına ulaştı. Başarıyla çok takdir kazandı;
ama erişmesi gereken o kadar çok mekan ve gönül var ki… Şimdilerde
‘bizim de kendimiz olduğumuz günler’in arayışıyla yenilenen ülkülerle
yoluna devam ediyor.



İNANMANIN GERİCİLİK SAYILDIĞI SENELER



70’lerin Türkiye’si… Üniversiteler, liseler hatta ortaokullarda bile
siyasî çatışmalar sahneleniyor. Pozitivist, Marksist fikirler ve Darwin
Teorisi dokunulmaz kutsallar. “Madem her şeyi Allah yarattı, O’nu kim
yarattı? Allah’ı niye göremiyoruz? Azrail bir anda o kadar insanın
canını nasıl alıyor?” tarzı sorularla genç dimağlar zehirlendikçe
zehirleniyor.



Fen derslerine giren çok sayıda öğretmen, kâinattaki mükemmel işleyişi
hep “tabiat ana”ya bağlıyor. “İyi de bunlara ‘ol’ diyen bir Allah var!”
diyenler gericilikle suçlanıyor. Tahripkâr düşüncelere sınırlı
bilgisiyle direnmeye çalışanlar çoğu zaman mağlup… Bir büyük insanın
dediği gibi; küfür artık bilimle yol alıyor, neşriyatla yayılıyor.
Bunlara karşı zaman zaman iman davasını savunan gazeteler ve dergiler
yayımlansa da istenilen etkinliğe bir türlü ulaşamamış. Diğerlerinden
üslubuyla, mizanpajıyla, yazılarıyla farklı yeni bir derginin
yayımlanmasıysa elzem. Ama kim ve nasıl yola çıkacak?



ZUHUR’DAN SIZINTI’YA



Türkiye Öğretmenler Vakfı (TÖV) çatısı altında toplanan bir avuç insan
da aynı sıkıntıdan muzdarip. Önlerinde Fethullah Gülen Hocaefendi, bir
an önce harekete geçmenin telaşını yaşıyor. Evvela ‘Zuhur’ isimli
bülten doğuyor. Ancak 5 sayı yayımlanıyor; çünkü istenilen etki
sağlanamıyor. Hocaefendi daha ötesini, hatta 60’larda Kemal Ural’ın
yayımladığı, Risale-i Nur’dan bölümlerle süslü ve beğeniyle takip
ettiği ‘Şule’ dergisinin de daha ilerisini arzuluyor.



Neticede Hocaefendi’yle birlikte Abdullah Aymaz, Şerafettin Kocaman,
Dr. Kudret Ünal ve Mehmet Atalay amatör ruhla yola çıkıyor. Kısa sürede
derginin muhtevası belirleniyor: Başyazı, hayatın inceliklerini
sergileyen ilmî makaleler, sonraları ‘Ölçü veya Yoldaki Işıklar’
ismiyle kitaplaşacak özlü sözler; edebî ve tarihî yazılar, zihin
bulandıran pozitivist sorulara verilen ruhları rahatlatıcı ilmî
cevaplar…



Yazısını ilk getiren ve arkadaşlarının önüne bırakıp tevazuyla “Bakın,
işinize yararsa kullanırsınız.” diyen kişi, Hocaefendi. Şerafettin
Kocaman’a göre o hareket Sızıntı’da yazmanın ana çizgisini ortaya koyan
ilk mesajdı: Kimsenin yazısı kutsal metin değildir. Tüm eserler
ekiptekilerin tenkidine açıktır. Arif Sarsılmaz’a göre bu davranış,
muhtemel yazarlık enaniyetlerine daha ilk anda set çeker.



İddiasız, mütevazı bir isim de bulunur dergiye: Sızıntı. Ressam Tamer
Bey logo için alternatifler hazırlar ve Hocaefendi’nin beğenisine
sunar. Zamanla evlerin, kahvelerin ve araçların duvarlarını, camlarını
süsleyecek ‘boynu bükük, gözü yaşlı çocuk’ resmi de, Mehmet Akif’in
“Merhametin yok diyelim nefsine/ Merhamet etmez misin evlâdına?”
mısraları eşliğinde kapağa yerleştirilir. Yazılar hazırlanırken bırakın
kelimeyi, harf hatasına dahi düşmemek için azamî dikkatle çalışılır.
Çünkü, eldeki teknik imkânlar iptidaîdir ve tek bir harf hatası için en
az yarım gün uğraşmak gerekmektedir.



NİHAYET DERGİ BASILIYOR



Matbaa işleriyle Şerafettin Kocaman ilgilenir. Öğleden önce okulda
öğrencileriyle, sonrasında dergi için basımevlerinde koşturmaktadır.
Kendi tabiriyle amatörlük her hâllerine yansımıştır: “Karınca Matbaası
vardı, İzmir’in en gözde basımeviydi. Kaç defa kapısını aşındırdım
hatırlamıyorum.”



Yazı heyetinin maddî beklentisi yoktur; ama teknik işler masraflıdır.
En büyük problemlerden kâğıt sıkıntısı, Naci Şençekiçer’in yardımıyla
birkaç sayı için aşılır. Sonrasında çalışanların himmetine başvurulur.
Biraz para birikince devreye Hacı Kemal Erimez girer ve Ankara’ya kadar
gidip bir matbaa makinesi satın alır. 12’nci sayıdan itibaren Sızıntı
kendi imkânlarıyla çıkar.



48 sayfalık ilk sayı 6.000 basılır. Kısa sürede olumlu sinyaller
alınır. Tabir yerindeyse dergiye herkes sahip çıkar. Her satırın altı
çizilir. Okuyucu mektuplarının sayısı sürekli artar. Merak o raddeye
varır ki gelecek sayıların muhtevaları ısrarla sorulur.



Ancak birkaç sayı sonra heyettekiler yazma konusunda tıkanma hisseder.
Hocafendi’nin ‘okumazsanız yazamazsınız’ teşhisi uyarınca edebî
eserlerin listesi çıkartılır ve toplu programlar düzenlenir. Haftalık
toplantılar da yazı ve okuma üslubuna katkı sağlar.



DARBE DÖNEMİNDE YAYININI SÜRDÜRDÜ



Dergi 1,5 yaşındayken 12 Eylül askerî darbesi gelir. Toplumu derinden
vuran süreç Sızıntı’yı sekteye uğratmaz. Çünkü siyasete bulaşmama
çizgisi hep korunmuştur. Maksat sadece Allah’ı anlatmaktır. Hatta bu
uğurda tepkileri önlemek için O’nun ismi dahi kullanılmamıştır. Bu
yaklaşımın bir semeresi de, derginin Millî Eğitim Bakanlığı tavsiyeli
yayımlar arasına alınmasıdır.



Turgut Özal döneminde fikir ve inançlar üzerindeki baskı yumuşayınca
Sızıntı’nın erişim alanı daha da genişler. Kütüphanelere, hapishanelere
dağıtılan derginin ‘anlatma’ çabası kısa zamanda makes bulur. Devrin en
gözde iletişim kanalı TRT’ye reklâm dahi verilir. ‘Sevgi ve hoşgörünün
dergisi’ sloganı ilk kez bu reklâmlarda kullanılır. Ancak çoğu kimsenin
evinde televizyon bulunmadığından, reklamı görmek için kahvehanelerde
saatlerce beklenir.



29’UNCU YILI GERİDE BIRAKIRKEN...



Siyasete girmese de siyasi hareketlilikten etkilenir Sızıntı. Özellikle
28 Şubat sürecinde MEB’in tavsiye kararını kaldırması bunlardan
biridir. Ama Hocaefendi bunu çok dert etmez. Asıl problem, yıllar
geçtikçe dergiye gösterilen ilgisizliktir. Başyazı ve Kalbin Zümrüt
Tepeleri bölümleri hariç diğer kısımlara gerekli ehemmiyet
verilmemektedir. Oysa Sızıntı, geldiği noktada sayısız insanın alın
teri ve duasıyla yoğrulmuş bir maziye sahiptir. Neticede en sıkı
dönemlerde dahi yazı heyetlerini aksatmayan ızdırap insanı,
başyazılarına ara verir. Israrlı davetler ve tazelenen ivmeyle
başyazılarına tekrar kavuşur Sızıntı.



Hasrete son veren Şubat sayısındaki başyazıda dergiye nasıl baktığını
ve bakılması gerektiğini de ortaya koyuyordu Fethullah Gülen
Hocaefendi: “Ben onun hâlâ ruhunu yitirmediğine inanıyor, daha uzun
süre sesimize soluğumuza tercüman olabileceği düşüncesiyle oturup
kalkıyorum. Zaman her şeyi soldurup tesirsiz hâle getirdiği gibi bir
gün onun da böyle bir hükm-ü kazaya maruz kalacağı izahtan vârestedir;
ama ben ona hissiyatımıza tercüman olması istikametinde ve Hakk’a
bakan, Hakk’ı gösteren hizmetlerinde uzun ömürler dilemeyi bir vefa
borcu biliyorum.”







SIZINTI’NIN VAZİFESİ ASLA BİTMEZ



Sızıntı Dergisi İmtiyaz Sahibi Şerafettin Kocaman:

HOCAEFENDİ YAZI HEYETLERİNİ ASLA TERK ETMEDİ



Hocaefendi arandığı dönemlerde dahi yazı heyetlerini aksatmadı. Bu bize
güç verdi. Çünkü Ona göre Allah’ı anlatmada Sızıntı büyük görev ortaya
koyuyordu. Toplumda herkese ulaşabiliyor, her yere girebiliyordu.
Özellikle başyazılar ve orta sayfalar daha ilk günlerden dikkat çekti.
Her seferinde başyazıyı kim yazıyor sorularına muhatap oluyorduk.





Kaynak Yayın Grubu Genel Yayın Yönetmeni Reşit Haylamaz:

KAİNATI DEĞİŞEN BİLİMSEL GELİŞMELERLE TEKRAR TEKRAR OKUMAK LAZIM



Bir yerde her şeyi gerçekleştirdik derseniz, orada işin miadı dolmuş
demektir. Bu sebeple Sızıntı’nın daha yapacak çok işi var. Kâinat
kitabını okuma yöntemiyle hareket eden Sızıntı’nın görevi asla bitmez.
Tabii, bilim ve teknolojideki gelişmelere ayak uydurmak lazım.
Kimilerine göre artık böcekten, kuştan ve bitkiden verilen misallerle
Allah’ı anlatmak sıradan gelebilir; ama ‘Esma’nın yansımalarında her
zaman keşfedilecek yenilikler vardır. Bunları da Sızıntı’ya tekrar
tekrar yansıtmak gerekir.




16:02:00
16 Mayis 2008
Bu haber  45  kere okundu Yazıcıya Yolla
YORUMLAR
Bu Habere Yorumunuzu Ekleyin
İsim
E-posta
Başlık
Yorum
       Tüm alanlari doldurmaniz gerekmektedir
 Günün Resmi
Recep İvedik

Son Eklenen 5 Resim
Recep İvedik
TırTıL
9 bin yıllık uykudan uyandı!
Rüya Gemi
Cıplak Vatandas
 Son Eklenen 5 Video
kurtlar vadisi pusu 38 Bölüm
Eşref Saati
Kurtlar Vadisi Pusu 35 Bölüm Fragman
Kurtlar Vadisi Pusu 34 Bölüm Fragman
ACI HAYAT Çok güzel çatışma
Genel Editör
KasirGa
Bizde de var bişeyler :)
Iletisim | Hakkimizda | Anasayfam Yap | Sik Kullanilanlara Ekle
HazirSohbet.Net Link DegisimiGaranti chat odalari chat odalari