|
Untitled Document
|
Abuzer Uğurlu
1943
yılında Malatya da doğdu. 1966-1973 yılları arasında Türkiye ye 27 milyon adet
mermi ve 70 bin civarında silah sokulması ile ilgili olarak yargılandı ama delil
yetersizliğinden beraat etti [Uğur Mumcu, Silah Kaçakçılığı ve Terör, s.70-77].
Uğurlu kısa bir süre sonra Bulgaristan a yerleşecek ve kaçakçılık işlerini bu
ülkede yürütecekti. 1974 yılında çıkan af yasasıyla bir kısım suçları affedildi.
1974-1979 yılları arasında "Yıldırım" kod adı le MİT için çalıştı [Mehmet Eymür,
ATİN]. Bu arada İnterpol tarafından uyuşturucu kaçakçılığı suçu ile aranıyordu
[D.Yurdakul, C. Erdinç, ÇETE LE, s289]. Uğurlu nun ismi 1979 yılında şüpheli bir
intihar ile ölen kaçakçı İbrahim Telemen in iddialarında geçiyordu. Milliyet
gazetesi başyazarı Abdi İpekçi öldürülmeden önce kaçakçılık konuları ile ilgili
yazılar yazıyor ve Uğurlu dan bahsediyordu.
1978 yılında hükümet kuran
CHP nin MHP li Gün Sazak ın yerine Gümrük ve Tekel Bakanı yaptığı Tuncay
Mataracı nın, Uğurlu dan rüşvet aldığı ve Onun istediği kişileri Gümrük Müdürü
yaptığı 12 Eylül sonrası ortaya çıktı [F. Ünlü, Susurluk Gümrüğü, s.77]. Bu
arada Milliyet gazetesini satın almak isteyen Kemal Derinkök ün, Uğurlu ile
yakın ilişikisi vardı. İpekçi suikastının tetikçisi olarak idama mahkum edilen
Mehmet Ali Ağca, cinayetten önce Uğurlu dan yardım gördüğünü söyleyecekti.
Uğurlu 1984 de MİT ve EMniyet in beraber yürüttüğü Babalar Operasyonu sırasında
tutuklandı. 1987 yılında tekrar tutuklanan ve 1988 de tahliye edlen Uğurlu
hakkında 10 Temmuz 1991 de İstanbul DGM de 36 yıl hapis istem ile bir dava
açıldı. 20 Ekim 1999 da İstanbul da yakalandı [F.Ünlü, Susurluk
Gümrüğü,s.89].
Abuzer’in en esrarengiz yılları Faruk Mercan Aksiyon
4 ağustos 2001 Sayı 348
Kaçakçılık dünyasının en ünlü ismi olarak
kabul edilen Abuzer Uğurlu, Sofya dan kendisine gönderilen 7 kilo kokainin 31
Temmuz 1995 günü sınırda yakalanması üzerine 8 Ağustos 1995 tarihli polis
ifadesinde hayat hikayesini böyle anlatıyor. "Ben 1943 yılında Malatya nın
Pötürge kazasına bağlı Sinan köyünde dünyaya gelmişim. 1951 yılında İstanbul a
geldim. İstanbul da Çemberlitaş muhitine yerleştik. İlkokul tahsilimi Mahmutpaşa
ilkokulunda bitirdim. Ortaokulu Kadıköy ortaokulunda tamamladım. Mahmutpaşa da
işportacılık işleriyle uğraştım, 1964 yılında askere gittim. Askerlik hizmetimi
Ankara ili Tandoğan mevkiinde bulunan inzibat merkezinde tamamladım. 1966
yılında İstanbul a geri geldim. Hırdavat üzerine dükkan açtım, bu yeni dükkanım
Mahmutpaşa da idi. Çeşitli işler yaptım, en son 1968 yılı içerisinde kuru kahve
dükkanı açmıştım. O tarihte kaçak olarak getirilen 200 kilo civarında kahvem
polis tarafından ele geçirildi. Fatura olmadığı için, hakkımda herhangi bir
işlem yapılmaması için Bulgaristan ın Sofya şehrinden Almanya nın Münih şehrine
kaçtım. 1968 yılından 1974 tarihine kadar Münih te ve Sofya da kaçak olarak
dolaştım. Kaçak olmamın nedeni, İstanbul da Mahmutpaşa semtinde kaçak yoldan
dükkanımda polis tarafından ele geçirilen kahveden dolayıdır. Olayla ilgili
İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından arandığımı biliyordum. 1974 yılı
içerisinde çıkarılan af yasasından yararlandığım için dava düştü. 1974
yılında çıkarılan af yasasından sonra Türkiye ye geldim. 1974 yılından 1980
yılına kadar Kadıköy Çiftehavuzlar Bağdat caddesi no:242 sayılı yerde Batı
Dilleri Lisan Okulu ismi altında işyeri çalıştırıyordum. Daha doğrusu lisan
kursu verdiriyordum. 1980 yılında 12 Eylül ihtilali oldu. 12 Eylül de gözaltına
alındım, Selimiye kışlasına gittim. Gözaltına alınma nedenim, 1980 öncesi
elektronik eşya kaçakçılığı yaptığımdan dolayı Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı
4 nolu Askeri Mahkemesi nde yargılandım. 15 yıl hapis cezası aldım, 2 yıl da
Yüce Divan da yargılandım. (Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay Mataracı ya
rüşvet davası). Toplam olarak 17 yıl hapis cezası aldım. Bu cezamın tam yedi
yılını cezaevinde yattım. 1988 başlarında Tekirdağ cezaevinden tahliye edildim.
İstanbul a geldim, Kadıköy Kızıltoprak ta 1993 yılı içerisinde Volga Dış
Ticaret Limited şirketi adı altında konteyner işini kurdum, halen
çalıştırıyorum."
İstanbul piyasasını iyi tanırım
Kaçakçılık
dünyasının en ünlü ismi olarak kabul edilen Abuzer Uğurlu, Sofya dan kendisine
gönderilen 7 kilo kokainin 31 Temmuz 1995 günü sınırda yakalanması üzerine 8
Ağustos 1995 tarihli polis ifadesinde hayat hikayesini böyle
anlatıyor. Mesleğini "Nakliyeci" olarak gösteren Uğurlu, Sofya da araba alım
satımı işiyle uğraştığını belirtiyor. Bildiği diller sorusuna da, İngilizce ve
Bulgarca cevabını veren Uğurlu, "Ben uyuşturucu aleminde organizatör bir adamım"
demesine karşılık isminin karıştığı büyük uyuşturucu olayları hatırlatılınca
bunları kabul etmiyor. Örneğin, 1978 yılında Hollanda da yakalanan 1,5 ton esrar
olayından dolayı Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi nde beraat ettiğini belirtiyor.
1988 de yine Hollanda da yakalanan 99 kilo eroin yüzünden yine isminin
verildiğini, bu davanın ise İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi nde
sürdüğünü belirtiyor.
Yalnızca kokain konusunda net konuşuyor.
"İstanbul piyasasını iyi tanıdığım için beni bu kokain ticaretine sokmak
istediler... Ben uyuşturucu aleminde organizatör bir adamım. Kokaini kulüp
çalıştıran ve pavyon işleten kişilere satacaktım. İsim vermek istemiyorum.
Çünkü benim gibi beyin bir adam bu tür olaylarda isim vermez, bizlere yakışmaz
isim vermek..." Dört yıl Ataköy de saklandı İnterpol tarafından 1980 de
uyuşturucu kaçakçılığı suçlamasıyla Uğurcan Elmas, İdris Özbir ve Hüseyin Çil
gibi şahıslarla birlikte arandığı hatırlatılınca da, "Bu şahıslarla birlikte,
Hollanda da ele geçirilen 1 ton esrar maddesiyle ilgili olarak 1980 ihtilalinde
gözaltına alındık, yargılandık" diyor.Aslında Abuzer Uğurlu nun ismi, 20 Ekim
1999 günü İstanbul Ataköy de bir polis baskınıyla gözaltına alınana kadar, artık
neredeyse unutulmuştu. Yedi kilo kokain olayında savcı tarafından
serbest bırakılmasından hemen sonra gıyabında tutuklanmış ancak, bir kaç yıl
Bakırköy polis bölgesindeki Ataköy de saklanabilmişti. Milli İstihbarat
Teşkilatı nın eski yöneticilerinden Mehmet Eymür Washington dan çıkardığı
internet sitesinde, bir kaç gün önce onunla ilgili bir mektubu yayınlayınca
yeniden ismi gündeme geldi.Mektup, 10 Temmuz 1985 tarihini taşıyor ve bu
tarihe kadar MİT in kaçakçılık şubesini yönetmiş olan Mehmet Eymür tarafından
MİT Müsteşarı Korgeneral Burhanettin Bigalı ya hitaben yazılmış. Bu tarihe
kadar MİT in kaçakçılık şubesinin başında olan Eymür, önce Beyrut a, bunu kabul
etmeyince Adana ya tayin edilmek isteniyor. Bunun üzerine MİT Müsteşarı
Burhanettin Bigalı ya, tayininin mafya tarafından yaptırıldığını belirten ağır
suçlamalarla dolu bir dilekçe veriyor ve MİT Okulu na öğretim görevlisi olarak
atanıyor.
MİT onu kontrol edemiyor İşte 10 Temmuz 1985 tarihli
mektup, kaçakçılık şubesindeki görevine veda edip MİT okulundaki yeni görevine
başlayan Eymür ün, giderayak MİT Müsteşarı na bıraktığı uyarıcı bir mesaj
niteliğini taşıyor. Bu mektubu kendi derdinden ziyade mesleki sebeplerle yazmayı
bir görev bildiğini belirten Eymür, dördüncü cümleden itibaren sözü Abuzer
Uğurlu ya getiriyor ve onun İstanbul Lisan Okulu çalıştırdığı yıllara
değiniyor: "Bugün bütün dünyanın adından bahsettiği Abuzer Uğurlu, 1974—1979
yılları arasında teşkilatımızca (İstanbul) kullanılmıştır. Bir dublaj operasyonu
diyebileceğimiz bu faaliyetin zamanla aleyhimize geliştiği bugün apaçık
ortadadır. Buna merkezi olmayan disiplinsiz bir sevk ve idare, zamanla
menfaat ilişkilerine dönen mesleki temaslar ve K/O — Ajan ilişkilerinde sevk
ve idare edilen şahsın geniş imkan ve para gücünün yanı sıra, elemanın hasım
servisten olan menfaatlerinin kıyaslanmayacak kadar üstün olması gibi sebepler
neden olmuştur. Bildiğim kadarıyla Abuzer Uğurlu ile resmi ilişkinin
kesilmesinden sonra da bazı kişisel temaslar devam etmiştir."
Eymür ün
iddiasına göre "hasım istihbarat servisi" ile ilişkisinin ağır basması yüzünden
Uğurlu MİT in kontrolünden çıktı. Eymür çarpıcı iddialarını şöyle sürdürüyor:
"Kanaatime göre Abuzer Uğurlu, Sovyetler ve Bulgarlar tarafından Türkiye de bir
baş ajan şeklinde kullanılmış, Abuzer ve Bekir Çelenk vasıtasıyla MHP ve
Ülkücülere hulul edilmiş, Türkiye de İpekçi cinayeti, Bahçelievler cinayeti,
Adana Emniyet Müdürü cinayeti gibi provokatif ve halkın güven duygusunu
kaçıran, nefret yaratan ve güvenlik güçlerini sağ mihraklar üzerine teksif
eden operasyonlar planlanmıştır. Ağca, Papa suikastında muvaffak olsaydı hem
Hristiyan alemi Türkiye ye cephe alacak hem de yurt dışında bulunan Ülkücüler
Batı Güvenlik güçlerinin bir numaralı hedefi haline getirilecekti. Tabiatıyla bu
arada hem PAPA hem de Polonya daki direniş hareketi
cezalandırılmış olacaktı."
Sovyetler in Türkiye ye sızma
operasyonu Eymür e göre, Mehmet Ali Ağca, Oral Çelik, Abdullah Çatlı, Aydın
Telli gibi isimler, Abuzer Uğurlu ve Bekir Çelenk ile irtibatlıydılar. Eymür
mektubun bu bölümünde Bekir Çelenk üzerinde de önemle duruyor ve şu iddiaları
sıralıyor: "Bulgarlar Bekir Çelenk i aniden Türkiye ye yollamışlardır. Nedeni
anlaşılmamıştır. Yakın tarihte öğrendiğime göre Bekir Çelenk in
Bulgaristan da ifadesini almaya giden İtalyan Savcı, Bekir Çelenk in telefon
defterinde, İstanbul MİT Teşkilatına ait telefonlar da tespit etmiştir. Halen bu
tutanaklar Emniyet Teşkilatında mevcuttur. Bu Bulgarların hazırladığı bir
mizansen olabilir. Buna rağmen Ağca davasında sıkışacaklarını anlayan
Bulgarların dünya kamuoyunun dikkatini Türkiye üzerine çevirmesi
mevcut ilişkileri dikkate alındığında gayet kolay olacaktır.Sovyet ve
Bulgarlar, Türk yeraltı dünyasının büyük bir bölümünü bir başka amaçla daha
kullanmışlardır. Normal Espiyonaj faaliyetleri ile ulaşamadıkları üst düzey
yöneticilere Mafya vasıtasıyla ve menfaat ilişkileri ile yaklaşmışlardır.
Bugün birçok tahkikatın engellenmesi bu ilişkilerin ortaya çıkması korkusundan
kaynaklanıp, menfaat ilişkilerinin devlet güvenliğinin üstüne çıkmasına neden
olmaktadır."
1985 yılı Temmuz unda Bulgaristan tarafından Türkiye ye
gönderilen Bekir Çelenk in ifadesini, bu tarihte İstanbul Mali Şube Müdürü olan
Cevdet Saral aldı. Çelenk in silah ve mermileri Bekir Çelenk, 1934 te Kilis te
dünyaya geldi. İlkokulu 4. sınıftan terk etti, daha 18 ine varmadan, kaçak
mallar getirmek üzere Suriye ye gidip gelmeye başladı. Babasından aldığı beş bin
lirayla 1952 de Ankara ya geldi. Ankara da bir süre bakkal işleten ve
hırdavatçılık yapan Çelenk, daha sonra Ankara—Kilis arasında çantacılık
yapmaya başladı. Jilet ve çakmak gibi kaçak malları getiriyordu. Ankara da
saatçilik ve kuyumculuk da yapan Çelenk, 1961 de İstanbul a geldi. 1963 te
İstanbul da bir nakliye şirketi kuran Çelenk, aynı yıl Çanakkale de kaçak kahve
ve çakmak yakalatmaktan tutuklandı. Beş ay cezaevinde kalan Çelenk, dava
sonucunda 1965 te beş yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bunun üzerine
Almanya ya kaçtı. 1966—69 arasında, Almanya da "exportçuluk" yaptığını, silah
ve mermi kaçakçılığına bu dönemde başladığını belirtip, "10 bin, 20 bin adet
mermi ile, 20—30 adet civarında dağişik marka Alman silahlarından... satarak
para kazandığım silah ve mermi olayı vardır" diyor. Çelenk, silah işinden kârı
hemen fark ediyor: "Silah ve mermi işinin külliyetli miktarda Bulgaristan
üzerinden yapılması sonucu Almanya dan Bulgaristan a gelip gittim... Bu sefer
400—500 bin civarında mermi ve 500 civarında değişik marka, genelde
Çekoslovak yapısı silahları genelde gemilere elektronik ve elektrik
malzemeleri ile birlikte yüklenmesi şeklinde sevkiyatına başladık... Bulgar
makamları ve yetkilileri bu tür malların satışını Kintex firması aracılığı ile
doğrudan kendileri yaptıkları için satışı ve sevki esnasında önemli bir
müşkilatla karşı karşıya kalmıyorduk..."
Sofya daki cezaevi
günleri Çelenk, 1970 te İsviçre ye yerleşiyor ve Falcon saat fabrikasına 400
bin frankla ortak oluyor. Türkiye ye döndüğü 1975 yılına kadar saat işine devam
ediyor. Daha önce iki evlilik yapan Çelenk, Hülya Koçyiğit in kız kardeşi
Nilüfer Koçyiğit le 3. evliliğini yapıyor. Bu arada İsviçre deki saat işinden
iflas ediyor ve 12 Eylül darbesinden 9 gün sonra yurtdışına çıkıyor. Yeniden
Almanya ya giden Çelenk iki gemi satın alıyor. Papa suikastinden sonra da,
Bulgaristan a geldiğinde tutuklanıyor: "Bulgaristan da 31 ay (tutuklu) kaldım.
Bu 31 ay içerisinde Mehmet Ali Ağca ile ilgili bilgime başvurdular. Tanıyıp
tanımadığımı sordular..Bulgaristan da bulunduğum süre içerisinde İtalyan Savcı
Martella ifademi aldı. Papa suikasti ile ilgili Ömer Mersan ı tanıyıp
tanımadığımı sordu..." Eymür ün anlatımlarına bakarsak, Bulgarlar ın Çelenk e
Ağca yı sormaları anlamsızdı. Onlar, Çelenk i de, Ağca yı da gayet iyi
tanıyorlardı. Ve sırf Türkiye yi zor duruma düşürmek için bir mizansenle Çelenk
İstanbul a gönderildi. Bekir Çelenk İstanbul daki sorgusundan sonra Ankara da
Mamak Askeri Cezaevi ne konuldu. Ancak aynı yıl cezaevinde kalp
krizinden öldü.
Uğurlu ve Ağca nın Kartal buluşması Abuzer Uğurlu
ise, şu anda Mehmet Ali Ağca ile birlikte Kartal Cezaevi nde yatıyor. Uğurlu,
Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi nde yargılandığı sırada Abdi İpekçi suikasti
dosyasından da ifade vermiş bu duruşmada, Uğur Mumcu da tanık olarak
dinlenmişti. Mahkeme Uğur Mumcu ya, Abuzer Uğurlu nun İpekçi suikasti ile
ilgisini gösterecek herhangi bir bilgi ve belgeye sahip olup olmadığını sormuş,
Uğur Mumcu, "Hayır" cevabı vermişti. Acaba Papa suikasti öncesinde Abuzer
Uğurlu, Mehmet Ali Ağca ya para göndermiş miydi?.. Bir bilgiye göre, Avukat
Doğan Yıldırım bir öğrenci için Uğurlu dan yardım isteğinde bulunmuş, Uğurlu
bu isteği yerine getirmişti ve bu öğrenci Ağca ydı. Bekir Çelenk ifadesinde,
Abuzer Uğurlu ve kardeşi Sabri Uğurlu yu Sofya da tanıdığını belirtiyor. İlginç
olan hem Uğurlu nun hem de Çelenk in 1960 lı yıllarda kahve kaçakçılığı
suçlarından dolayı Türkiye den kaçmak zorunda kalıp Sofya ya demir atmaları.
Mehmet Ali Ağca, İtalya dan Türkiye ye getirilmesinden sonra hakim önüne çıkınca
ilk sözleri ne olmuştu: "Bir senaryo vardı, ben sadece o senaryonun aktörüydüm."
Hangi karmaşık ilişkilere girmiş olurlarsa olsunlar, biri ilkokuldan terk,
diğeri ortaokul mezunu Çelenk ve Uğurlu da, Türkiye yi 1980 lere getiren
senaryonun yalnızca küçük birer aktörüydüler.
Tarih:2008-03-11 Hit: 84
|
|
| Günün Resmi |
|
Son Eklenen 5 Resim
Son Eklenen 5 Video
|